Korku ve Durgunluk

Elif Çepni

fear_elifcepnininyazisiBirçok ülkenin ikinci çeyrek büyüme oranları açıklandı. Alınan tüm tedbirlere rağmen rakamlar pek de  ümit verici görünmüyor. 2008 krizinden beri neredeyse tüm iktisatçılar krizden çıkılıp çıkılmadığını anlamaya çalışıyorlar. Ama hala belirsizlik devam ediyor. Acaba bu kriz gerçekten daha öncekilerden farklı mı?

Aslında modern kapitalizmin tarihine bakıldığında finansal krizlerin istisna değil norm olduğunu görebiliriz.1630’larda başlayan lale çılgınlığı sonucu oluşan coşku ve 1637 yılında patlayan balon, 1720’lerin başlarında South Sea Balonunun patlaması, 1825 finansal krizi ve daha bir çoğu sayılabilir. Kapitalist sistem ortaya çıkmadan önce krizler daha çok  hükümetlerin yanlış uygulamaları sonucu ortaya çıkarken, yirminci yüzyıl sonrasında ise değişik şekillerde ortaya çıkmaya başladılar.

Yirminci yüzyılın en bilinen krizleri ise 1929, 1987, 1997-1998 krizleri idi. 1930’lar Büyük Depresyon, 1970’ler Büyük Enflasyon, 1990’lar Büyük Ilıman Dönem olarak nitelendirilirken, 2007 yılının 9. ayında Büyük Çöküş  ya da bir çok iktisatçının dediği gibi Büyük Durgunluk (bu depresyondan daha iyi bir şey gibi görünüyor) dönemi başladı.

Dünya önce 2008/2009 bankacılık krizine sonrasında 2011 yılında ülkelerin borç krizine tanık oldu.

Geçmişlerdeki krizlerden edinilen tecrübeye göre krizlerin başlama ve bitişleri bazen çok uzun bazen daha kısa sürse de eninde sonunda her krizin biteceği idi. Her krizin bir sonu her altın çağın da bir sonu olacağı anlaşılmıştı.

2008 krizinin daha önceki krizlerden farklı olduğunu öne süren iktisatçılar oldu. Aslında daha öncekiler için de öyle söyleyenler olmuştu. Kuznet iktisadi hayatta ortaya çıkan dalgalanmaların 15-20 yıl, Juglar 9-10 yıl, Kondratieff ise 56 yıl süreceğini öngörmüştü. Bu yüzden büyüme rakamlarına bakıp hemen paniğe kapılmamak lazım.

Evet, Euro bölgesi bu yılın ikinci çeyreğinde sıfır büyüme (% 0.1) sağladı. Almanya ve Fransa’dan beklenenden daha kötü veriler geldi. Temmuz 2014 itibari ile 278.7 milyar dolar cari fazla ile Avrupa Birliğinin (AB) lokomotifi olan Almanya ekonomisi % 0.6 daraldı(diğer birçok A.B ülkesi cari açık vermesine rağmen Euro alanının toplamda Haziran 2014 itibariyle 297.7 milyar dolar fazlada görülmesini sağlayan ülke Almanya). Japonya ekonomisi ikinci çeyrekte  %6.8 daraldı.

Benzer durum Türkiye için de geçerli idi.

Türkiye’nin ikinci çeyrek büyüme rakamı 11 Eylül günü açıklandı. Bahcesehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) bu konudaki notu şöyle diyordu;

“TÜİK’in bugün açıkladığı rakamlara göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2014 ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,1 büyüdü. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış rakamlara göre ise ekonomi ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla yüzde 0,5 oranında küçüldü. 2012’nin ilk çeyreğinden beri ekonomide ilk kez daralma görülüyor.” (BETAM)

Yavaşlama ya talepteki düşüşten ya maliyetteki artıştan kaynaklanır. Türkiye petrolde dışa bağımlı biliyoruz ama Ortadoğu ve Rusya’daki büyük gerginliklere rağmen petrol fiyatları da düşüyordu oysaki.

Dünya’da ve Türkiye’de beklenen canlanma hızına bir türlü erişilemedi. Bu kadar parasal genişlemeye rağmen yine ne oldu da herkesi yeni bir korku sardı acaba?

Korkuyu ölçmek için ekonomik hayatta VIX endeksi kullanılıyor. Korku endeksi ya da Volatilite Endeksi diye de bilinen VIX de çok makul düzeyde görünüyor. VIX endeksi Standard & Poors  500 endeksinde görülen hareketliliği ölçmek için Chicago Opsiyon Borsası Kurulunun kullandığı ticker sembolüdür. Yüzde olarak ifade edilmektedir. Örneğin VIX 10 ise bu bize S&P Endeksinde izleyen 30 günlük sürede yıllığa dönüştürülmüş  hesaplamaya göre % 10’luk bir dalgalanma beklentisi olduğunu gösterecektir.[1]

Korku endeksi ya da  VIX ,2007 başında 12.04 iken, 2008 yılı sonunda 40  (20 Eylül 2008’de  VIX 80.86 olmuştu), 2009 sonunda 21.68, 2010 yılı sonuda 17.75 (17 Mayıs 2010 da 40.10, 26 Eylül 2011 de 42.96 ), 2011 yılı sonunda 23.4, 2012 yılı sonunda 18.02, 2013 yılı sonunda 13. 72 olmuştu. Bugünlerde 13 civarında seyretmektedir.

Kısaca ortalıkta çok ciddi bir anormallik görünmüyor gibi.

Krizden çıkılıp çıkılmadığı konusunda bize fikir verebilecek bir diğer ipucu da iş dalgalanmalarının neresinde durulduğu ve toplam üretimin artma veya azalma trendidir. Son krizden sonraki dönemde  iktisatçılar bu bir U  mudur, V midir ya da W midir (yani çiftli dibe vuruş) sorusuna odaklanmıştı. Hala bu şekli tam anlayamadık galiba.  “V” süratli ve güçlü iyileşme, “U” yavaş ve iç açıcı olmayan düzelme, “W” ise kısa süreli bir canlanmanın ardından ikinci bir dalganın vurması ve yeniden gerilemenin başlaması anlamında yorumlanan semboller olarak kullanılmaktadır.

Acaba bu uzun süren durgunluk haline hepimizin alışması ve panik tepkileri vermememiz daha mı doğru olur? Gelişmiş ülke ekonomilerinin çok düşük oranda büyümeleri ve sürekli durgunlukta seyretmeleri “Yeni Normal Dönem” diye adlandırdı. Herkes aynı fikirde değildi tabi ki. Roubini bu duruma “Yeni Anormal Dönem” adını verdi. Hatta Roubini’ye göre bu durağan bir dengesizlik bile değil, ona göre bu durum istikrarsız dengesizlik.

Geleneksel olmayan para politikası ya da “parasal gevşeme” denen bu dönem daha ne kadar sürdürülebilir? Biraz iyileşme umudu doğar doğmaz peşinden göreceli kötüleşme geliyor gibi.

Ekonomi fizik ve matematik kurallarını kullanarak prestij kazandı ancak bu ekonomiyi matematik kanunları ile açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor.

İktisatçılar bu krizi öngöremedikleri için ağır eleştiri aldılar.  Oysa ünlü fizikçi Isaac Newton da 1720’ de ki South Sea hisselerinde yaşanan balonun ardından 1721’de büyük zarara uğradığında “gök cisimlerinin hareketlerini hesaplayabildiğim halde insanların çılgınlıklarını hesaplayamadım” demiş.

Ortodoks ekonomi teorisine göre; ekonomi kanunlarla açıklanabilir, ekonomi birbirinden bağımsız bireylerden oluşur, ekonomi istikrarlıdır, ekonomik risk istatistik metodlar kullanılarak kolayca yönetilebilir, ekonomi rasyonel ve etkindir, ekonomi cinsiyet nötürdür, ekonomi adaletlidir, ekonomik büyüme sonsuza dek sürebilir, ekonomik büyüme bizi daha mutlu yapar, ekonomik büyüme her zaman daha iyidir.[2]

Ekonomi biliminin radikal bir devrime ihtiyacı olduğu hep konuşuluyor ama hala aynı varsayımları kullanmaya devam ediyoruz.

Coşkunun yerini paniğe, güvenin karamsarlığa, gülen yüzlerin yerini gözyaşlarına bıraktığı piyasalardan daha doğrusu “çöküş” senaryolarından  tecrübe kazansak da buna engel olamıyoruz.

İktisadi hayatın sürdürülebilir olması için gereken en önemli şeylerden birinin insanların gelecek beklentilerini olumlu tutmak olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunu yapmak da o kadar kolay değil tabi. Yapılacak en iyi şey umutla bu iniş-çıkışların daha istikrarlı bir seyre kavuşacağına inanmak galiba. Roosevelt’de insanlara piyasalardaki paniği yatıştırmak için (1933 yılındaki büyük depresyon için) “korkmamız gereken tek şey korkudur” demişti. Galiba bizim de şimdilik söyleyebileceğimiz daha fazla bir şey yok. Beklentilerimizin olumlu olması en önemli reçete olabilir. Umarım işe yarar.

Elif Çepni, Prof. Dr.


Notlar:

[1] Çepni,E (2014). Ekonomik Göstergeler ve İstatistikler Rehberi, Seçkin Yayıncılık, s.181).

[2] Orell,D.(2012). Economyths: Ten Ways Economics Gets It Wrong, Wiley.


Görsel: “Dangerous Risk Adrenaline Suicide by Fear of Falling by epSos .de | Flickr*

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s