Yoksa Erdoğan haklı mı? Faiz neden enflasyon sonuç mu?

Aykut Attar

Türkiye’de gündemin son zamanlarda yoğunca odaklandığı konulardan biri para politikası oldu. Ortaya atılan sorular, karşılığında “Sen iktisatçı değil misin? Anlatsana şunu!” tepkisini aldığımız durumlar, hem çeşitli, hem de çetrefil: Faiz oranları mı enflasyon oranını etkiler, yoksa enflasyon oranı mı faiz oranlarını? Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz oranlarını düşürürse mi enflasyon oranı düşer, yoksa yükseltirse mi? TCMB’nin politika bağımsızlığı mümkün ve/veya arzu edilir midir?

Çekirdek kuramın mesajı basit: “Enflasyonu düşürmek için yüksek faiz uygula; böylece bireyleri ve firmaları harcamalarını kısmaları için teşvik etmiş olursun! Bu kararları bağımsızca alabilirsen, fiyat istikrarı bakımından başarılı olursun! Ama maliye politikası ile eşgüdüm içinde olmayan bir para politikasından da fazla bir şey bekleme!”

Bu mesaj basit olduğu için, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Düşük enflasyon için faizleri düşürmek gerekir!” minvalindeki açıklamaları, kimilerinde şaşkınlığa, kimilerinde kafa karışıklığına, kimilerinde de alaycı bir umursamazlığa yol açtı. Kimileri de, olasıdır ki, bildiği iktisadı unutmak veya kendisinden kuşku duymak noktasına geldi.

* * * * *

2008’de başlayan küresel kriz sonrasında, ABD’deki bazı iktisatçılar, deflasyonist bir likidite tuzağı tehlikesine dikkat çektiler. Uygulanan genişletici politikaların sonucunda, (nominal) faizler sıfır noktasında idi. “Japonya gibi olur muyuz?” sorusu ciddiyet kazanmıştı. “O halde,” diyordu bazı iktisatçılar, “deflasyonist girdaptan çıkmak için değişik bir şeyler yapmalı!”

İlginç bir öneri ve bunu ortaya çıkaran “basit” model, bazı iktisatçılar arasında halen devam eden ateşli tartışmalar doğurdu. Bu model, Irving Fisher’ın adıyla Yeni-Fisher’cı olarak anılıyor ve kimilerince bir başkaldırıyı temsil ediyor.

Yeni-Fisher’cı, çünkü Irving Fisher’ın ünlü varlık fiyatlaması denklemine dayanıyor: Hatırlıyorsunuzdur; nominal faiz oranı i, denge durumunda, reel faiz oranı r ve enflasyon oranı π’nin toplamına eşittir:[1].

i = rπ

Burada, i bir yatırım kredisine uygulanan faiz oranı ise, rπ krediyi kullanacak yatırımcının birim getirisine eşit olmalıdır; r yeni yatırım mallarının net verimliliğidir ve π  yatırım malları ve üretilen malların/hizmetlerin piyasa değerindeki artıştır.

Ve başkaldırı, çünkü Yeni-Fisher’cılar, ekonomiyi deflasyonist likidite tuzağından kurtaracak politikanın, i’yi yükseltmek olabileceğini düşünüyorlar: “Eğer i sıfırdan yeterince yüksek bir hedefte sabitlenir ve bunda ısrar edilirse, π uzun dönemde yükselmek zorundadır. Eğer para uzun dönemde gerçekten yansız ise, r uzun dönemde talep koşullarından bağımsız olarak bir doğal orana yakınsayacaktır ve uzun dönemde Fisher Denklemi de sağlanacağına göre, kalıcı biçimde yüksek bir i, kalıcı biçimde yüksek bir π  demektir.”

Yüksek faiz ise, o halde, yüksek enflasyon!

Ya da, düşük faiz ise, düşük enflasyon!

* * * * *

Şaşırtıcı mı?

Kandırıldığınızı mı düşünüyorsunuz?

Çekirdek kuram yalan mı söylüyor?

“Faiz lobisi” diye bir şey gerçekten var mı?

İzninizle, kuşkularınızı derinleştireyim:

Bu Yeni-Fisher’cı sonucu savunanlar veya saçma bir uç nokta diyerek göz ardı etmeyenler veya bunu kurdukları modellerle doğrulayanlar arasında,

  • ABD merkez bankası iktisatçılarından Narayana Kocherlakota ve James Bullard,
  • makroiktisat kuramcılarından Stephen Williamson, John Cochrane, Stephanie Schmitt-Grohe, Martin Uribe ve Jesus Fernandez-Villaverde ve
  • Tyler Cowen, David Andolfatto ve Noah Smith gibi bazı başka iktisatçılar

var.

Gerçi karşı tarafta da Paul Krugman, J. Bradford DeLong, Rajiv Sethi, Scott Sumner, Nick Rowe ve Mark Thoma gibi “canavarlar” bulunuyor. Bu canavarlar, Yeni-Fisher’cı aritmetiğin yönteminde ciddi sorunlar olduğunu tartışıyorlar. Bence haklılar ve neden haklı olduklarını hemen aşağıda açıklamaya çalışıyorum. Burada vermek istediğim mesaj ise şu: Yeni-Fisher’cı sonuç, beğensek de beğenmesek de, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faiz-enflasyon çizgisi ile örtüşmektedir. Yeni-Fisher’cı modelin bu sonucunu bir iktisatçı ciddiyetiyle çökertsek iyi olur!

* * * * *

Sorun şu: Dinamik bir modelin uzun-dönem durgun-durum dengesi, statik bir şekilde (ve istikrarlılık sorunu göz ardı edilerek) çözümleniyor. Türkçe’ye şöyle çevireyim: Gitmek istediğim bir şehir var, bir gidiş bileti alıyorum ve yola çıkıyorum. Ancak yola çıktığım an itibariyle, ne yolun kapalı olmadığını biliyorum, ne yolda bir kaza yapmayacağımı, ne de o yolun beni bambaşka bir şehre götürmeyeceğini.

Şimdi, Yeni-Fisher’cı dostlara kulak verelim ve  r dışsal ve sabit olsun.[2] O halde, modeli kapatan denklem i’yi belirlemelidir ve buna para kuralı denir. Çünkü ülkedeki para otoritesi, nihai borç veren merci olarak, kısa-dönem faiz oranlarını belirleme gücüne sahiptir. 1993’te John Taylor’ın önerdiği kurala göre, hedeflenen enflasyon oranı π* ile uyumlu bir hedeflenen nominal faiz oranı i* vardır. Gerçekleşen enflasyon oranı hedeflenen düzeyi aşarsa, merkez bankası nominal faiz oranlarını artırır. Bu artış, harcamaların kısılmasına neden olur ve daha düşük bir harcama akımı, daha düşük bir enflasyon oranına ulaşılmasını sağlar.[3]

Yeni-Fisher’cı dostlar  r ve π* verili iken, i* = r + π* şeklinde bir para kuralına ısrarla uyulsun diyorlar. Aşağıdaki şekilde bu akıl yürütmeyi resmetmeye çalıştım. Fisher Denklemi ile Para Kuralı’nın kesiştiği E noktasında, ekonominin uzun-dönem durgun-durum dengesi (yani gitmek istediğim şehir) kurulmuş oldu. Tamam, ama o dengeye nasıl gideceğim? Bunu anlamak için, i ve π’nin  E noktası dışındaki diğer tüm noktalarda nasıl hareket edeceklerini bilmem gerek.

Fisher Denklemi’nin altında kalan bölgede  π artar ve üzerinde kalan bölgede azalır (kırmızı oklar). Çünkü i’nin gerçekleşen değeri rπ’den küçükse toplam harcama akımı genişleyecektir. Para Kuralı’nın altında kalan bölgede ise i merkez bankasınca artırılacaktır ve üzerinde kalan bölgede azaltılacaktır (mavi oklar). Çünkü merkez bankasının herhangi bir enflasyon oranı için arzu ettiği oran i* olarak verilidir.

AykutAttarSekilJPG

O halde,  noktasındaki denge istikrarsızdır; uzun dönemde E’ye ulaşmanın tek yolu, başlangıçta da E‘de olmaktır! Başlangıçta E’de değilsem, enflasyon ya sürekli olarak azalacak, ya da sürekli olarak artacaktır (mor oklar).[4] Böyle bir sonuç, en hafif ifadeyle, para politikasının başarısızlığı demektir. Şairane bir hüznü var bu durumun; terk etmiş olduğum bir şehre yeniden dönemiyorum!

* * * * *

Toparlıyorum: Son yılların yükselen soru işaretlerinden biri olan Yeni-Fisher’cı model, Türkiye’deki faiz-enflasyon tartışmasına çok ilginç bir biçimde eklemleniyor. Cumhurbaşkanı’nın faiz ve enflasyon ile ilgili görüşünü öyle veya böyle destekleyen Yeni-Fisher’cı iktisatçıların sayısı hiç de az değil. Ancak Yeni-Fisher’cı sonuca ulaşmak için bir uzun-dönem dengesinden başka bir uzun-dönem dengesine sıçramak ve dengesizlik durumlarının yol açacağı istikrarsızlığı yok saymak gerekiyor.

TCMB’deki iktisatçılar, neyse ki, bunun farkındalar. TCMB Başkanı Erdem Başçı’nın geçtiğimiz Haziran ayında yaptığı Bakanlar Kurulu sunumunda, Yeni-Fisher’cı modelden türetilmiş bir grafik gösterildi ve şu anlatıldı kabaca: “Enflasyonu artıracak bir şok geldiğinde, ben eğer sert bir faiz indirimine gitmiş durumda olursam, enflasyon oranı kısa vadede kontrol edemediğim bir şekilde artabilir. Oysa sıkı politikamda ısrarcı olursam, yakın gelecekte enflasyon oranı düşerken faizleri yavaşça indirme şansını yakalayabilirim.”

Soru, kuşkusuz, TCMB’nin baskılara ne denli güçlü biçimde göğüs gerebileceği sorusudur. 2006’dan bu yana % 5 olan enflasyon oranı hedefine ulaşamayan bir TCMB’nin eleştirilmesi gerekliliğini tartışabiliriz. Ancak bugün TCMB üzerinde kurulan baskının oluşturacağı istikrarsızlığı da dikkate almak gerekiyor. Kimilerince oldukça hassas olarak görülen, ele alınırken “Aman dikkat, yavaş!” denilen ekonomik istikrarın kaybedilmesi, AKP iktidarının sarsılması anlamına da gelecektir.

* * * * *

Bu kısa yazıda, para politikası ve merkez bankası bağımsızlığı ile boğuşan gündemimize en hızlı ve en etkili biçimde yetişmeye çalıştım. Söylenebilecek olan bazı şeyleri daha az önemli bularak kırptığımı belirtmeliyim. Yeni-Fisher’cı başkaldırı ve bu başkaldırıdan türeyen yeni soruların ise ilgi çekmeye devam edeceğini düşünüyorum. Bu nedenle, para iktisatçılarının bu tartışmaları daha yakından takip etmesinde fayda var.

Ben, son olarak, Yeni-Fisher’cı başkaldırı ile ilgili okura çok kısa bir kılavuz sunmak istiyorum: En iyi giriş okumalarından birini Noah Smith yazmıştı ve yazısında neredeyse bütün ilgi çekici okumalara atıfta bulunuyor. Modelin grafiksel çözümlemesine ilgi duyan okur, J. Bradford DeLong’a bakabilir. Benim de vurguladığım istikrarlılık sorununa ise daha önce Rajiv Sethi dikkat çekmişti.[5]

Aykut Attar

Yazar Hakkında:

Aykut Attar, 1981 yılında Ankara’da doğmuştur. İktisat lisansını Hacettepe Üniversitesi’nden 2003’te, iktisat yüksek lisansını Ankara Üniversitesi’nden 2005’te ve iktisat doktora derecesini University of North Carolina at Chapel Hill’den 2011’de almıştır. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. İktisadi büyüme ve gelişme, iktisadi tarih ve iktisadi demografi alanlarında araştırmalar yapmakta, matematiksel iktisat, makroiktisat, iktisadi büyüme ve genel denge modelleri üzerine dersler vermektedir.

E-posta: maattar@gmail.com
URL: http://yunus.hacettepe.edu.tr/~maattar/
Twitter: @maattar


Notlar:

[1]. Burada, iki konuya açıklık getirmem gerekir: Birincisi, Fisher Denklemi’nin sağ tarafında, genel durumda, enflasyon oranı yerine beklenen enflasyon oranı yer alır. Ancak akılcı beklentiler altında ve yapısal şokların ekonomiyi etkilemediği basit durumda, beklenen ve gerçekleşen enflasyon oranları aynı olmalıdır. İkincisi, denklemin sağ tarafında yer alması gereken bir rπ terimi de vardır. Ancak biz bunun sıfıra yeterince yakın olduğunu varsayarız ve bu terimi göz ardı ederiz.

[2]. Bunlar gerçekten kısıtlayıcı varsayımlar, ama asıl sorunun bu varsayımlarla ilgili olmadığı konusunda bana güvenmenizi bekliyorum.

[3]. Ünlü bir kural, Milton Friedman’ın önerdiği i = 0 kuralıdır. Başka ünlü bir kural, Paranın Miktar Kuramı’na yaslanarak, doğrudan nominal milli gelir büyümesini hedefler ve i’nin para arzını sabit oranda artıracak şekilde ayarlanmasını salık verir.

[4]. Aslında modelin dengesi, teknik ifadeyle, eyer patikası (saddle path) dengesidir ve eyer patikası bu model için Fisher Denklemi’nin kendisidir. Buna göre, ekonominin E noktasındaki dengeye ulaşması için, harekete eyer patikası üzerinde başlaması gerekmektedir. Trilyonda bir ihtimal…

[5]. “Matematiksel olarak anlatan yok mu?” diye soracak olan okura şunları öneririm: Deflasyonist likidite tuzakları için, Jess Benhabib, Stephanie Schmitt-Grohe ve Martin Uribe’nin 2001’de Journal of Economic Theory’de yayınlanan “The Perils of Taylor Rules” makalesi oldukça ufuk açıcıdır. John Cochrane’in Yeni-Fisher’cı sonuçlara ulaşan çok yeni bir çalışmasının başlığı ise “The New-Keynesian Liquidity Trap.” Son olarak, sürekli artan ya da sürekli azalan enflasyon oranı olasılığını ilk kez ayrıntıyla çözümleyen makale, Peter Howitt’in 1992’de Journal of Political Economy’de yayınlanan  Interest Rate Control and Nonconvergence to Rational Expectations” makalesidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s