Prometheus için Prelüd ya da Yunanistan Krizi

800px-Prometheus_Adam_Louvre_MR1745_edit_atoma

Prometheus – Nicolas-Sébastien Adam, 1762 (Louvre)

Zeus onu Olympos’daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Dedelerinin öcünü almak için, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acıyarak, Hephaistos (Ateş Tanrısı) alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı (bilgi) ve insanlara armağan etti. Bunun için Tanrı Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes(zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır.

Tanrılarca görevlendirilen bir kartal( bazen akbabayla karıştırılır) sürekli olarak, her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus’un oğlu yarı tanrı, ölümlü Herakles kurtarır.

Prometheus; “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur” der, böylelikle insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur. (Kaynak: Vikipedi)

Avrupa Birliğinde uzun zamandır bir tragedya sahneleniyor. Kahramanları, hainleri, titanları ve mazlumlarıyla gerçek bir Yunan tragedyası. Her tragedya için olduğu gibi bunun da Brechtçi anlamda, seyircileri, oyuna katılanları ve katılıp alkışlayanları var. Bu prelüd hem tragedyanın kendisine, hem de seyircilerine dairdir.

Magda’nın Öyküsü

Londra’da yaşayan Alex Andriou’nun çok yakın geçmişte Atina’da kesişir yolu Magda ile. İlk karşılaştığında yol istediğini sanarak hafifçe yana çekilir ama Magda çekingen bir şekilde aç olduğunu ve birkaç Euro verip veremeyeceğini sorar. Alex yetmişlerinin ortasındaki Magda’yı yemeğe götürür ve hikayesini dinler: Magda emekli öğretmendir; öğretmen olan eşi ile birlikte hayatları boyunca çalışmış vergilerini ve sosyal güvenlik katkılarını düzenli olarak ödemiş, iki odalı bir ev edinmiş, hayatlarında hiç risk almamış ve emekli olmuşlardır. Krizin ilk yılında kocasının ölümünden sonra almakta olduğu dul maaşı kesilir Magda’nın; 2009’da ise emekli maaşları yarı yarıya indirilir. Evini satıp küçük bir yere gitmek ister Magda ancak alacak kimse yoktur. Evi satamayınca, satılabilecekleri satmaya başlar: mücevherler, gümüş takımlar, koltuklar, bir tek alyansını satmaya kıyamaz. Satılabilecek her şey satıldıktan sonra, başka bir çaresi kalmamıştır. Çıkar sokağa ve sorar “birkaç Euro’nuz var mı acaba? Açım…”  (Aktaran Ömer Madra, Açık Gazete 2.6.15. Öykünün tamamı burada.)

Basit gibi görünen bir soru ile başlayalım, neden böyle oldu? Basit sorunun vasat yanıtı kısa ve net: “Çipras: Emeklilik maaşlarını kesmek istemiyor. Ama iş üreten şirketlerine extra vergi konulmasını istiyor. Ekonomiden anlamamak böyle oluyor” @ProfDemirtaş. Büyük iktisatçımız “@ProfDemirtaş” TV’de, twitter’da sürekli emekli maaşlarının kesilmesini, kamu harcamalarında büyük indirime gidilmesini hararetle savunuyor. Seyirciler ve alkışlayanlar ile ilgili değerlendirmelerimizi şimdilik bir kenara bırakıp sorunun yanıtını arayalım.

1. Tek Para, Serbest Dolaşım ve Büyümemeye Mahkumiyet

Heinrich_fueger_1817_prometheus_brings_fire_to_mankind

Prometheus Brings Fire – Heinrich Friedrich Füger

Mundell’in 1961’de ve 1973’de yazdığı makalelerden bu yana parasal birliğin (veya Optimum Currency Area) ancak belirli koşullar altında ve ekonomik olarak aşağı yukarı homojen ülkeler arasında etkin çalışma ihtimaline sahip olduğu bilinmektedir. Hatta ekonomik olarak homojen ülkeler arasında gerçekleştirilmiş parasal birliğin bile etkinliğini korumak için ek olarak “paylaşım (sharing)” mekanizmasına sahip olması gerektiği yine pek çok ana akım iktisatçı tarafından ayrıntıları ile gösterilmiştir (örneğin, bkz. McKinnon 2004). Paylaşımdan kasıt, herhangi bir ülkede negatif/pozitif bir şok ortaya çıktığında bedelin/artığın ülkeler arasında paylaşılmasıdır. Özetle, eğer Almanya parasal birliğin üyesiyse ve diğer ülkelere göre ciddi bir artık elde ediyorsa bunu birlik içinde diğer ülkeler ile paylaşacak bir mekanizma olmalıdır. Yunanistan parasal birliğin üyesiyse ve bir problemle karşılaştıysa bu problemi atlatabilmesi için faturayı diğer birlik üyesi ülkeler ile paylaşabileceği bir mekanizma olmalıdır. Aksi durumda, ağır negatif şokla karşılaşan ülkenin bu sorunu çözebileceği bilinen herhangi bir iktisadi mekanizma bulunmadığından, kaderi Sisyphos’un kaderine benzer; taşı sonsuza kadar tekrar tekrar tepeye taşımak ve tam tepeye ulaştığında aşağı yuvarlanmasını izlemek…

Kendi parasına sahip hükümran bir ülkede bu mekanizmanın karşılığı “maliye politikası” diye bilinen iktisat politikası araçlarından oluşan bir demettir. Avantajlı gruplardan para toplanır (vergi vb.) ve dezavantajlı gruplara dağıtılır (transfer politikaları). AB’de fiilen bu tür bir mekanizma olmadığından Yunanistan gibi ülkelerin(Club Med diye de adlandırılan ülkeler) sorun yaşayabileceğini ana akım iktisatçılar çok uzun yıllardır dile getiriyorlardı. Ben ise çok daha ağır ifadeler ile yazmak durumundayım.

Mundell 1961 makalesinde, tek para alanı için şoklara karşı bir dengeleme mekanizması olarak sermaye akımlarının yanısıra işgücünün de serbest dolaşımının sağlanması gerektiğini yazmıştı. Ancak Mundell, serbest dolaşımı bir dengeleyici mekanizma olarak tasarlarken birlik içindeki ekonomilerin aşağı yukarı homojen olduklarını varsayıyordu. Peki, bu varsayım ihlal edilirse ne olur? Örneğin, Yunanistan’da işgücünün verimliliği Almanya’nın yaklaşık üçte biri ise ne olur? Sonuç belli, ana akım iktisadın “etkin ücret hipotezi”ne göre Almanya’da ücretler daha yüksek olacağından ve Yunanistan ve benzeri ülkelerden, Almanya ve benzeri ülkelere doğru işgücü akımı gerçekleşir. Öncelikle de vasıflı işgücü gider; hem ücret farkı daha yüksektir hem de daha kolay iş bulabilir. Yunanistan’da yetişmiş kaliteli mühendisler, doktorlar vb., 2-3 katı yüksek ücret alabilecekleri Almanya’nın yolunu tutarlar.

Büyüme sürecinin kilit unsuru vasıflı işgücüdür. Eğer bir ülkede yeteri kadar vasıflı işgücü yoksa o ülkede büyüme sürecinin devam etmesi mümkün değildir. Yunanistan kaybettiği vasıflı işgücünden dolayı sağlıklı büyüme dinamiğini yitirirken, bütünleşmenin salt serbest dolaşım ve parasal birlikle sınırlı kalmasından, Almanya başta olmak üzere AB’nin görece gelişmiş ülkeleri büyük rant elde ettiler. Vasıflı işgücünü yetiştirmek son derece zahmetli ve pahalı bir iştir. Yunan halkının kaynakları ile yetiştirilen vasıflı işgücüne Almanya tarafından herhangi bir karşılık ödenmeden el konuldu. Yetmedi, son on yıl içinde iki defa, her birinde 100,000 spesifik yüksek vasıflara sahip işgücü de AB dışından Almanya’ya göçmen olarak kabul edildi. Almanya, diğer AB ülkelerinden ayrıştı ve AB’nin en büyük ekonomisi olarak uzun yıllar boyunca %1 civarında yıllık ortalama reel büyüme oranını(PPP sabit uluslararası USD) korudu. Yunanistan ise Euro’nun fiili olarak kullanıma başlandığı 1 Ocak 2002 yılına kadar mutedil büyümesini sürdürdükten sonra 2002 – 2008 arasında hızlı bir büyüme dönemi ve ardından gelen krizle 2008 – 2014 arasında %25 küçülerek 2014 yılında Reel GSYİH olarak 2002 seviyesinin altına geriledi.

AB bürokratları ve önder ülkelerine göre parasal birlik tam bütünleşmeye giden yolda (Federal AB yolunda) bir ara aşama olarak tasarlanmıştı. Ancak AB’nin görece gelişmiş ülkeleri dayanışma mekanizmalarının oluşturulmasını gerektiren, yani maliye politikası araçlarını tek bir Eurozone alanında kullanılmasını içeren Federal Birlik fikrini kendi kamuoylarına anlatamadıklarından bugüne kadar bu konuda bir adım atılamadı. Muhtemelen bundan sonra da bu tür bir adımın atılması mümkün gözükmüyor. Serbest dolaşım ve parasal birlikle sınırlandırılmış AB bütünleşmesi büyük bir ahlaksızlık abidesi olarak karşımızda durmaktadır. Bugün Yunanistan’ın başına gelenler başta Akdeniz ülkeleri olmak üzere herhangi bir, görece daha düşük gelişme seviyesindeki Euro ülkesinin de başına gelebilirdi; aslında gelmesi de kaçınılmazdır. AB’nin parasal birlik aşamasıyla sınırlı bütünleşme tasarımı bırakın dışsal şoklara karşı ülkeleri koruyacak dayanışma mekanizması oluşturmayı bizatihi kendisi negatif dışsallıklar yaratarak ülkeleri sürekli kriz haline sürüklemektedir. Bu durum en başından beri bilindiği halde ve parasal birlik Federal Avrupa yolunda bir uğrak olduğu vurgulanarak kurulduğu halde, bütünleşmenin derinleştirilmemesi ve bir dayanışma mekanizmasının oluşturulmaması Grek Tragedyasındaki ilk büyük ahlaksızlıktır.

2. 2002 – 2008 Büyüme Döneminin Sırrı

Bir yandan vasıflı işgücünü kaybederken bir yandan da hızlı bir büyüme süreci çelişkili bir durum oluşturmaktadır. Ancak, AB üyeliği dönemine bakıldığında yüksek büyüme hızının özellikle 2002 – 2008 döneminde normal olmayan bir hıza ulaştığı gözlemlenmektedir. Bu dönemin özelliği, küresel ölçekte yaşanan likidite bolluğu ve Euro bölgesinin oluşturulmasıdır. Euro bölgesinde olmanın sağladığı kredibilite ile gelen spekülatif sermaye ve AB “yardım” müktesebatı ile gerçekleşen likidite enjeksiyonu yüksek büyümenin temelini oluşturur.

Bu dönemde gerçekleştirilen devasa altyapı yatırımları, örneğin ülkeyi doğu – batı ekseninde geçen ve bugün bile pek kullanılmayan otoyol gibi “Dayatılmış Gereksiz Projeler” Eurokratlar, ulusötesi şirketler ve o dönem işbaşında olan bir avuç üst düzey bürokratın dayatması ve AB’nin uzun dönem borç yoluyla finansman sağlaması sonucunda gerçekleştirildiler. Üstelik neredeyse müktesebat haline dönüşen AB işleyişine göre bu işler AB’nin ulusötesi şirketleri tarafından yapıldılar. Emme basma tulumba gibi bir yandan giren paranın büyük bölümü yine AB şirketlerine döndü, bir bölümü plütokratik oligarşinin uluslararası ve yerel memurlarının cebine girdi, borç ise bugüne kaldı.

Şimdi, @ProfDemirtas gibilerin, “Yunanistan Sosyalistlerine AKIL ermiyor. Emekli maaslarini kesmemek icin anlasmiyorlar, Ama anlasmazlarsa emekli maaslari Zaten kesilecek” demesi ve bütün faturayı Yunanistan’daki emeklilerinin, işsizlerinin ve emekçilerinin sırtına yüklemeye çalışmasına edep sınırları içerisinde söylenecek söz bulmak zordur. Yunanlıları homojen bir kitle olarak görüp, sınıfsal ilişkilerini ihmal etmelerini mi eleştirelim, yoksa AB’nin Tragedya’daki ikinci büyük ahlaksızlığını görmezden gelmelerine mi kızalım, bilemedim.

3. AB’nin “Yardımı”: Büyük Kurtarma Operasyonunun Arka Planı

GreeceEconomicCrisis

Yunanistan’da Kriz – Carlos Latuff

Yunanistan’ın krizi iyice görünür hale geldiğinde AB kurumları harekete geçtiler ve Yunanistan’ı “kurtarmaya” karar verdiler. Krizin oluşumu ile hiç ilgisi olmayan geniş halk kesimlerinin ödemek zorunda kaldıkları büyük toplumsal maliyet karşılığında, Yunanistan’ın borçlarının bir bölümü tıraşlandı geri kalanı yeniden yapılandırılarak uzun vadeye yayıldı.

Yalnız ters giden bir şeyler vardı, büyümemeye mahkum edilmiş, krizden çıkış için geleneksel ana akım iktisadın araçlarına sahip olmayan ve zaten ağır bir durgunluk içinde bulunan ülkede standart “stabilizasyon” politikaları uygulanmaya çalışıldı. En önemli yapısal sorunu çözmekten uzak programın başlıca amacı borçlarını ödeyememesi halinde bazı büyük bankaların sermaye yeterliliklerini tehdit edebilecek borçların bir çeşit swap ile AB’nin kamusal kurumlarına aktarılmasından ibaretti. Diğer bir deyişle, bir kez daha karları özel olan şirketlerin zararları kamusallaştırılmıştı. Operasyonun tasarımından Eurokratların bugünleri öngördüklerini tahmin etmek hiç de zor değildir. Sonuçta, Yunanistan artık borçlarını ödeyemezse bunun maliyeti AB’nin güzide ulusötesi bankalarına değil AB’nin kamu kurumlarına ait olacaktır. Fatura bu defa Avrupa halklarının sırtına yüklenmiştir.

Yunanistan ve benzeri ülkelerin bu koşullarda krizden kurtulmaları sözkonusu değildir. Eninde sonunda bu borçların çok uzun bir vadeye yayılarak fiilen ortadan kaldırılmasından başka bir yolu yoktur. Alternatifi ise temerrüde düşmektir; ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır. Bu işlemden dolayı ortaya çıkacak faturanın tek bir kuruşunu bile, zamanında yüksek faizleri kar olarak hanelerine yazan finansal kurumların üstlenmesi sözkonusu olmayacak ve Avrupa halkları arasında yeni nefret tohumlarının ekilmesinin önü açılacaktır.  AB plütokrasisinin üçüncü büyük ahlaksızlığı budur.

4. Syriza İktidarı veya Titanların Büyük Korkusu

Şimdiye kadar anlatılanların hiç biri yabancımız değildir. Çılgın projelere, müştereklerimizin parasallaştırılarak yağmalanmasına dayalı bir büyüme masalı ile büyük ölçüde örtüşen bir öyküden bahsediyoruz. Yeni küresel sermaye düzeni, bildiğimiz kapitalizmi giderek önemsizleştirmekte olan bir evreye girmiştir. Değer teorisini yer yer geçersiz kılan bir casino mantığı ile örgütlenmekte olan “finansal piyasalar”ın ortaya çıktığı, ulusötesi şirketler ile uluslararası memurların oluşturduğu plütokratik oligarşinin egemen olduğu bir yeni düzen.

Yeni düzenin kuralları, Wikileaks’in sızdırdığı belgelerden de anlaşılabileceği gibi Transpasifik ve Transatlantik mal ve hizmet ticaretini düzenleyen (TPIP ve TTIP) yeni ve gizli tutulan uluslararası anlaşmalar, iklim yıkımı ile birlikte hayatımızı cehenneme çevirmeye adaydır. İnsanlığa karşı bu büyük saldırının karşısında durmaya çalışan her kişi ve kurum terörize edilmektedir. Varoufakis’in AB plütokrasisinin Yunanistan’a karşı tutumunu terörizm olarak nitelendirmesi de sıradan bir tahlil değildir.

Syriza, occupy ve Gezi gibi hareketlerden farklı olarak çıtayı bir adım daha yükseltmiş ve taleplerimizi iktidara taşımıştır. Bu anlamıyla, “yapabiliriz” sloganını, “başka bir dünyanın mümkün olduğunu”, salt bir düşünsel egzersiz olmaktan çıkarmış bir plan olarak somutlamıştır. AB plütokrasisini çıldırtan ve Yunanistan ekonomisini paralize etmeye yönlendiren bu sınıfsal korkudur. Syriza yapılabileceğini gösterirse bunun etkisi, İspanya’dan Türkiye’ye, Wall Street’ten Chiapas’a kadar uzanacaktır.

Syriza’nın zayıflatılması ve iktidardan düşürülmesi, bu amaçla Yunanistan ekonomisinin düpedüz tahrip edilmesi AB plütokrasisinin dayattığı plan ve gösterdiği uzlaşmaz tutumdan anlaşılmaktadır. AB plütokrasisinin dördüncü büyük ahlaksızlığı da budur. Yunan halkı AB plütokratları tarafından kayaya zincirlenmek ve sonsuza kadar bir kartala gagalatılmak istenilmektedir.

5. Sonuç Yerine: Halkların Demokratik AB’si için Hayır

CIvKGkhUMAAZewJArtık, Yunanistan’daki referandum yerel bir referandum olmaktan çıkmıştır. Sonuç ne olursa olsun Syriza iktidarı bugüne kadar yaptıkları ve tutumuyla surlarda önemli bir delik daha açmış değerli bir deneyimi yaşatmıştır. Yunanistan’da bugün bizim de kaderimiz oylanmaktadır. Bu oylamada kararsızlık göstermek, boykot etmek çözüm değildir. Benim oyum:

Halkların demokratik AB’sini kurmak için, HAYIR,

Titanları, gönderdikleri kartalları ve durumu şehvetli bir dille anlatan akbabaları teşhir etmek için, OHİ

Magda’yı, tüm emekçileri insanca bir yaşama kavuşturmak için, ΌΧΙ.

05.07.2015

Yazar Hakkında

haluk-leventHaluk Levent. İstanbul’da doğdu, GSL’de büyüdü ve halen Kuzguncuk’ta yaşıyor, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinde çalışıyor. Aldığı İşletme Mühendisliği eğitiminin de katkısıyla ona buna merak konusunda sınır tanımayan Levent’in şu sıralarda meraklandığı konuların küçük bir bölümünü saymak gerekirse: sayılar, istatistikler, uygulamalı mikroekonometri, R, siyasi meseleler, iktisadi meseleler, yoksulluk ve gelir dağılımı, iklim değişikliği, 2030, bilim kurgu, HBO dizileri, yemek yapmak, “nerede ne yemeli, ne içmeli?”, tarım ve hayvancılık, “sermaye düzeni duruyor ama kapitalizm aşıldı mı yoksa?”, “biterse, sermaye düzeni sonrası hayat”, uzaktan futbol…


Ana sayfadaki görsel: Piero di Cosimo: Prometheus Fashioning the First Man, circa 1510–1515

Reklamlar

Prometheus için Prelüd ya da Yunanistan Krizi” üzerine 2 yorum

  1. herşey tamam ama Yunanistan’ın bunların olacağını bilmesi gerekmez mi idi?Artık Zeus’un,Herakles’in,Herkul’un olmadığını….

  2. Sayın Mehmet Birol Özsümer’e katılıyorum. Bunların olacağı belliydi. Ortaya çıkan olumsuzlukların sorumluluğunu Yunanistan dışında birilerine yüklemek, Yunanistan’ın zaten her şeyi doğru yaptığı anlamına gelir ki bu mümkün değil. Karşı tarafın iyi niyetli olmadığını zaten herkes biliyor. Yunanistan’ın da bunu bilerek hareket etmesi gerekirdi. Yunanistan’ın bu konuda suçsuz sayılması ile sarhoş araba kullanarak ölüme sebebiyet veren birisinin suçsuz sayılması aynı kapıya çıkar. İki durumda da failler yaptıkları eylemlerin muhtemel sonuçlarını biliyorlardı ancak böyle olsun istememişlerdi. Sonuç olarak kimse Yunanistan’ı para birimini değiştirmeye zorlamadı, kimse hibeleri ve kredileri zorla varmedi. Yapılan tek şey, Yunanistan’ın kadehini sürekli doldurarak içmesini sağlamaktı ki bu da sahtekar bir barmenden beklenen bir harekettir. Eğer barmenin sahtekar olduğunu biliyorsan, o bara oturmazsın olur biter.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s